BATMAN ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ

Eğitim // 2008 // Batman // 20000m²

Sıfır Noktasından Başlamak: Batman Üniversitesi

Türkiye’de büyük kentlerin dışında kurulan üniversitelerin sayıları giderek artıyor. Şüphesiz gecikerek gerçekleşen bir gelişme ve yapılaşma bu. Özellikle üniversitelerin salt bir eğitim ortamı olmadığı, içinde oldukları kentsel ortama çok yönlü katkı ve dönüştürme etkisi sağladıkları göz önüne alındığında üniversitenin kentle kültürel bir süreklilik ilişkisi kuran en önemli kurum olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi bu konuda oldukça ihmal edilmiş bir bölge. Üniversitelerin eksikliği bu bölgede salt bir eğitim altyapısı eksikliği olarak açığa çıkmıyor, bölge kentlerinin tüm sosyal, ekonomik, kültürel ve sanatsal yaşamlarını da etkiliyor. Daha önce Malatya İnönü Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde son yıllarda gerçekleştirdiğimiz eğitim yapılarına yönelik çalışmalar, Batman’da yeni kurulacak olan üniversitenin yerleşke tasarımı aşamasında tasarım gurubu içinde yer almamızı getirdi. Doğal olarak da bu projeyi salt bir kaç eğitim yapısı tasarlama deneyiminin ötesinde kent yaşamını dönüştürecek, etkileyecek çok boyutlu bir ortamın tasarımı ve bu nedenle de son derece heyecan verici bir çağrı olarak algıladık.

Batman Üniversitesi, içinde yer aldığı sosyal ve kültürel ortamın ötesinde coğrafi yer seçimi nedeni ile de özgün ve ayrıcalıklı bir deneyimin zeminini hazırlıyor. Üniversite arazisi kentin biraz dışında, batı aksı gelişme alanı içinde, Dicle nehrinin ve Ilısu barajının tamamlanması sonrasında oluşacak baraj gölünün kıyısında yer alıyor. Baraj gölünün hedeflenen doluluk noktasına ulaştığında yerleşkeyi at nalı biçiminde sarması bekleniyor. Burada proje çalışmasını cesaretlendiren bir başka unsur da verilen yerel destek. Henüz kurulma aşamasında olan üniversitede ne akademik birimler ne de idari kadrolar oluşmuş değil. Bu nedenle proje ağırlıklı olarak Valiliğin, şahıs olarak da Batman Valisi Recep Kızılcık’ın kişisel çabaları ve heyecanı ile gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Şüphesiz bizi bu sürece yönlendiren Malatya Üniversitesi eski Rektörü Fatih Hilmioğlu ve başta Batman Bayındırlık İl Müdürü Mehmet Ali Tunç bey olmak üzere diğer katkıları da unutmamak gerekiyor. Bir başka deyişle proje yerel olarak da paylaşılan bir heyecanı, desteklenen bir çalışmayı ve umutlu bir bekleyişi temsil ediyor. Öte yandan büyük kentler dışında kalan çeper üniversite yerleşkelerinin bir başka ortak özelliği de mimarlık ve çevre olgularının başta bütçe kısıtları olmak üzere çeşitli nedenlerle ihmal edilmesi, eklektik, düşük standartlı bir çevre sunmaları. Batman Üniversitesi’nde, en azından başlangıç yapıları bu şartlanmayı kırmak, çağdaş, Batman’la aidiyet ilişkisi kuran, bağlamsal girdileri gözönüne alan, bu anlamda tip projelerin sorunlarından ve yarattıkları kimliksizlik, yersizlik hissinden kaçmaya çalışan yapılar olarak tasarlanmaya çalışıldı.

Kurulma aşamasında olan Batman Üniversitesi’ndeki belirsizlikler bütüncül ve kesinleşmiş, uzun erimli bir plan yapmayı güçleştiriyor. Ancak gene de doğrudan yapı tasarımlarına geçmeden önce yerleşkenin temel ulaşım şemasını belirleyen, yönlenme, işlevsel dağılım ve bölgeleme ile inşaat etaplamasına yönelik kararları içeren öneri bir vaziyet planı gerçekleştirildi. Bu planda yaya ve taşıt trafiğinin ayrılmasına, eğitim yapıları ile kampüsün diğer destek yapılarının yerleşkenin ana dolaşım aksını oluşturacak bir yaya yolunun iki kenarı boyunca toplanmasına ve yapıların araç ve servis yaklaşımlarının oluşturulacak bir dış çeper yolu ile sağlanmasına karar verildi. Benzer biçimde yoğun kullanımlı olan Lojman, Yurt ve Spor alanları ile yerleşkenin gelişma alanları için de leke kararları oluşturuldu. İkinci aşamada ise bir anlamda yerleşkenin jeneratör yapıları olacak Mühedislik ve Fen ve Edebiyat Fakültelerinin tasarımları gerçekleştirildi.

Mühendislik Fakültesi

Batman Üniversitesi kuruluş aşamasında olduğu için fakülte yapılarına yönelik ihtiyaç programını oluşturacak ve beklentileri tanımlıyacak kadrolar henüz oluşmamış durumda idi. Bu nedenle ilk başta tasarlanacak yapılar için esneklik, büyümeye ve değişimlere açık olmak kaçınılmaz bir tasarım girdisi oluşturdu. Öte yandan bütçenin kısıtları da etaplamalı bir inşaat planlamasını zorunlu kılıyordu. Bunlara ek olarak özellikle Mühendislik Fakültesi yapısının, yerleşkenin ilk yapısı olması nedeni ile, geçici olarak kendi programı içinde zorunlu olmayan bazı işlevleri barındırarak hem öğrencilerin sosyal ve kültürel gereksinimlerine hem de üniversitenin idari gereksinimlerine hizmet vermesi gerekiyordu. Bütün bu girdiler gözetildiğinde fakülte yapısının içinde bütün sosyal, kültürel ve idari etkinliklerin yer alacağı bir paylaşım ve eğitim ortamının tüm alt birimlerini toplayan bir ana kütle ile buna modüler olarak takılan bölüm yapılarından oluşmasına karar verildi. Ana kütle geçici olarak üniversitenin kuruluş aşamasında ortaya çıkacak kurumsal işlev gereksinimlerini de karşılayacak bir mekansal altyapı sunarken bölüm yapılarının, eğitim vermeye başlama sırasına göre etaplı olarak gerçekleştirilebileceği varsayıldı. Bu anlamda ana kütlenin kampüs yaya yoluna bakan ön cephesine dekanlık (belki önceki ilk aşamada rektörlük), çok amaçlı toplantı salonu gibi birimler kendi özgün kütleleri ile yerleştirilirken arka cephede eklemlenen bölümlere geçiş noktalarında da sınav salonları, kütüphane, bilgisayar işlikleri, öğrenci klüp odaları ve kantin gibi öğrenci odaklı mekanlar. konumlandırıldı. Bu iki çeperin arasında öngörülen atrium boşluğu ise kantin oturmalarına, sergi düzenlemelerine, çeşitli sosyal etkinliklerin gerçekleştirilmesine olanak tanıyan ve gereğinde toplantı salonunun fuayesi olarak da kullanılabilecek çok amaçlı bir ortak mekan olarak tasarlandı. Bölümlere geçişler, farklı birimlerin giriş ve çıkışları, 1. kat düzlemindeki bağlantılar bu hacim içindeki hareketliliği arttıracak biçimde biraraya getirildi. Bir anlamda öğrencilerin çok boyutlu sosyal ve kültürel iletişim içinde olabilecekleri kentsel bir ortam tasarlanmış oldu. Fakülte içi dolaşım ve erişim engelli kullanımı da gözetilerek düzenlendi.

Batman bölgesi için tipik sayılabilecek engebeli arazi yapısı genel düzenlemenin bütününde farklı kot ilişkilerinin kurulabilmesine, fakülte yapılarının bir çok noktadan zeminle ilişki kurabilmelerine ve araç ve yaya yaklaşımlarının birbirlerinden ayrılmasına olanak tanıdı. Bu anlamda bölüm yapıları ana kütleden daha düşük bir kotta konumlandı, fakültenin arka cephesindeki araç park alanlarından düzayak erişim verildi ve ana kütle ile olan bağlantıları köprüler aracılığı ile sağlandı. Bu kopma bir yandan da yapıların bağımsız olarak ve etaplanarak inşa edilebilmelerine olanak tanıyacak bir düzenleme olarak değerlendirildi. Bölüm yapıları ve ana bina arasında oluşan iç sokak ise korunaklı bir oturma ve ulaşım alanı olarak ele alındı. Yapının prestij cephesini de oluşturan ana giriş cephesi ise üniversitenin yaya allesi ile ilişkilenirken bölümler, özellikle alt katlarında yer alacak laboratuvar mekanlarına ve tesisat alanlarına da servis alabilecek biçimde araç yaklaşımına yönlenmiş oldu. Bu kurgu içinde bölüm binalarının zaman içinde oluşacak büyüme taleplerine karşılık verebilecek şekilde lineer olarak uzayabilmeleri de olası hale geldi. Genelde az katlı yaygın bir yapılaşmanın tercih edildiği dil içinde bölüm binaları üç kattan oluşuyor; atriumun bulunduğu ana binanın asma katı ile ilişkilenen ve öğretim üyeleri odaları ile idari ofislerin olduğu kat, ana binanın giriş katı ile ilişkilenen derslikler katı ve otopark ya da alt giriş olarak nitelenebilecek biçimde zeminle ilişkilenen laboratuvar katı. Bölüm binalarının açık ve modüler taşıyıcı sistemi bölüm gereksinimlerine yönelik farklılıkların barındırılabileceği, yeniden düzenlemelere açık bir esneklik sunuyor. Katların birbirleriyle ilişkilenmesi ve hacimsel bütünlüğün algılanmasını yaratılan ve merdivenlerin de eklemlendiği orta boşluklar sağlıyor.

Mühendislik Fakültesi genelde çağdaş bir mimarlık dili içinde ele alınmış olmasına karşın özellikle bölge iklimi kapalı, yarı açık ve açık alanların oluşturulmasında, bunların birbirleri ile ilişkilenme biçimlerinde yerel ve belirleyici bir girdi oluşturdu. Bu anlamda iç avlu, yarı açık geçitler, iç sokak, köprüler ve güneş kırıcı biçiminde kullanılan cumba kafesi soyutlamalarıyla yapıyla yerel mimarlık birikimi arasında bağlar oluşturmaya çalışıldı.

Fen ve Edebiyat Fakültesi

Mühendislik Fakültesi ile eş zamanlı olarak tasarlanan ve eş zamanlı olarak yapımı planlanan Fen ve Edebiyat Fakültesinde de Mühendislik Fakültesindeki başlangıç ilkeleri geçerliliğini koruyor. Büyümeye açık kalabilmek ve esneklik bu fakültenin tasarımında da ana kurguyu oluşturdu ve benzer biçimde bölüm birimlerinin, içinde toplantı, yönetim ve ortak kullanımlar gibi işlevleri barındıran bir ana mekanla modüler biçimde ilişkilenmesini getirdi. Öte yandan Fen ve Edebiyat Fakültesi, bölümlerinin özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar barındırıyor. Bazı bölümlerin laboratuvar ağırlıklı olması bu birimlerin farklı tipolojiler içinde ele alınmasını getirdi.

Fen ve Edebiyat Fakültesinde de yerel mimarlık birikimi ile ilişkilenecek biçimde farklı bir kimlik ve anlamsal referans denemesi içine girildi. Batman ve çevresinin özgün topoğrafik yapısı, Dicle nehrinin tanımladığı güçlü su algısı, başta Hasankeyf olmak üzere kayalara oyulmuş yerleşimlerin oluşturduğu kültürel referanslar, çağdaş bir uyarlama içinde ve modern bir dil yorumu ile, ortak mekanda farklı ışık etkileri elde etmek ve iklim denetimi sağlamak üzere işlevselleştirilmeye ve soyut bir yerel temsiliyet aracı olarak kullanılmaya çalışıldı. Fen ve Edebiyat Fakültesinin ortak mekanları arkada ona takılan bölüm binalarını da içine alacak şekilde cephe ile çatının birleştiği bütüncül, delikli bir kabuk örtü altında kentsel bir mekan olarak ele alındı. Bu örtünün tanımladığı iç alan yerleşkenin orta ekseninde yer alan yaya aksına parelel alternatif bir geçiş yolu, iklim denetimli ve üstü kapalı bir sokak olarak yorumlandı. Bu özellikleri ile bu mekanın içinde yer alacak etkinliklerin paylaşılması, alternatif bir iletişim ve eğitim ortamı olması bekleniyor. Yapının yaya yoluna bakan ön cephesi boyunca yer alan su sathı ise delikli cephenin algısına vurgu yapan ve yansıma etkisi ile güçlendiren bir yüzey olarak değerlendirildi. Fen ve Edebiyat Fakültesinde de bölüm binalarına araç yaklaşımı, kot farklılıklarından yararlanılarak ortak mekanın bir kat altından alındı. Bu yapıda öğretim üyesi odalarının bir bölümünün, bölümler arasında gerçekleşecek ortak etkinlikler gözetilerek, ana binanın ortak hacminin bölümlerle birleştiği ve bu hacime bakan çizgisel bir asma katta yer alması öngörüldü.

Gerek Mühendislik gerekse Fen ve Edebiyat Fakültelerinin yerleşkenin bundan sonraki fiziksel ve mimari niteliklerini de belirleyecek birer başlangıç noktası olduğu anımsandığında yapılmaya çalışılan herşeyden önce “tip” olarak nitelenen ve yerle aidiyet ilişkisi kurmayan yapı tipolojilerinden kaçılmaya çalışılması. Bu anlamda bir yandan yorumladığı özgün referanslarla yerle aidiyet ilişkisi kuran öte yandan içinde yer alan eğitime paralel olarak sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere yer açan fiziksel ve kentsel tasarım anlayışı bu her iki çalışmanın arka planını oluşturdu.