DOĞAN EVİ

Konut // 2000 // Ankara // 540m²

Doğan Ailesi Konutu çevresel kısıt ve olumsuzluklara karşın az katlı bağımsız konut tipolojisinin sınırlarına yönelik bir arayışı temsil ediyor. Bir başka deyişle alışageldiğimiz apartman dairelerinin ait oldukları bloktan çıkarılıp üzerine bir çatı örtülerek tek/az katlı konut gibi sunulmasına karşı bir arayış. Yapının mimari tasarımında öncelikli olarak az katlı konut tipolojisinin beklentileri ile arsa kısıtları ve oluşmuş çevrenin girdileri arasındaki çelişki bir tasarım girdisine dönüştürülmeye çalışıldı. Yapı özellikle yan parsellere ve ön sokağa olabildiğince kapalı tutulmaya çalışılırken, arkada düzenlenen bahçe ile neredeyse iç ve dış kavramlarının belirsizleşeceği bir süreklilik oluşturulmaya çalışıldı. Evin zemin katındaki yaşama mekanının bahçe cephesi tümüyle şeffaflaştırılırken bahçe ile yaşama mekanı arasında yarı açık bir geçiş alanı oluşturuldu. Yaşamın ağırlıklı olarak dış mekana taşacağı varsayılarak mutfağında bu yarı açık alanı kavraması, doğrudan servis vermesi gözetildi. Benzer biçimde evin orta mekanı da bir anlamda küçük bir avlucuk gibi ele alınarak dış mekan hissi “ışık” aracılığı ile evin içine taşınmaya çalışıldı. Bu orta mekan aynı zamanda evin hacimlerinin dikeyde birbirine açıldığı, onları bağlayan merdivenin de içinde yer aldığı bir ortak mekan olarak ele alındı. Bu tür yapı tiplerinde sıkça görülenin aksine konutta, 500 m2 yi aşan büyüklüğüne karşın yalnızca 3 oda, daha doğrusu 3 özelleşmiş bölüm düzenlendi. Oda sayısının fazlalığı şartlanmasından kaçabilmek biryandan odaların adeta bağımsız birer konut gibi düzenlenebilmelerini getirirken öte yandan ortak hacimlere yeterince yer ayırabilmeyi sağladı. Örneğin genç odası olarak ayrılan iki oda kendi başlarına birer stüdyo daire gibi tasarlandı, kendi içlerinde yaşama, yatak ve mutfak bölümleri ayrıldı. Yapının mimari dilinde de baskın girdiyi çevresel veriler oluşturdu. Yapının dışa kapanma tercihi kararlı bir mimari dil olarak cepheye yansıtıldı. Oldukça masif ve yalın duvarlardan oluşan cephede duvar hissini güçlendirmek üzere çıplak tuğla kullanılmasına karar verildi. Ön cephede zorunlu olarak dışa açılan hacimlerin önüne getirilen beton grid aracılığı ile bir yandan bu ilişkisizlik ve masiflik kararı sürdürülürken öte yandan bu gridin arkitektonik ifadesi aracılığı ile konuta özgü bir kimlik oluşturulmaya çalışıldı. Arka bahçe cephesinde ise çatı doğrudan bir dil öğesi olarak kullanıldı. Bahçeden başlayarak içeriye taşınan dış mekan çatı eğiminin iç mekanda sürekliliği aracılığı ile üst katlara taşındı. Arka bahçenin çevre bloklarla ilişkisini kısıtlamak ve dış mekan mahremiyeti oluşturmak çabasının bir sonucu olarak arka bahçe duvarı yükseltildi ve evin yönlendiği ana düzlem olması nedeni ile bu duvar tasarlanmış, yapısal bir öge olarak ele alındı. Bu yaklaşım içinde konut, cephe oyununa indirgenmiş süslemeleri ile birbirleri ile yarışan konutlardan oluşmuş bir çevrede yalınlığı, ve kendi içinde oluşturduğu değerleri ile anlam kazanması amaçlandı.