MERSİN KONGRE VE SERGİ MERKEZİ

Kültür // 2008 // Mersin // 3000m²

Dış Mekanın Kurguladığı bir Yapı: Mersin Atatürk Parkı Kültür ve Kongre Merkezi

Atatürk Parkı, Mersin’in merkez bölgesinde, kentle denizin buluştuğu kıyı bandı boyunca yer alıyor. Bu merkezi konumuna karşın yıllar içinde bir çöküntü alanına dönüşen bu park 2000 yılında kente kazandırılmak, yaşayan bir parka dönüştürülmek üzere yeniden projelendirildi. Peyzaj projeleri Dalokay ve Güzer gurubu adına Belemir Güzer tarafından gerçekleştirilen bu projede öncelikli olarak kentle parkın barışması, parkın merkez kullanımları ile bütünleşmesi, yeşil alanların arttırılarak düzenlenmesi, bu anlamda park içinde oluşmuş ve zaman içinde yoğunluk kazanmış geçici yapılaşmaların kaldırılması hedeflendi. Gerçekleştirilen projede kıyıda yer alan yürüyüş yolunun süreklilik kazanması, merkezle kesişme noktalarındaki giriş ve çıkış noktalarının vurgulanması, parkda alt kullanım alanlarını oluşturacak iletişim meydanı, açık amfi gibi alt proje alanlarının oluşturulması düşünceleri öne çıkarıldı. Projenin gerçekleşmesi ve kentli tarafından yoğun olarak benimsenerek kullanılması ve bir anlamda projenin beklenen hedeflerine ulaşması sonrasında, ikinci etapda, halka kapalı kalan spor alanlarının ve sosyal tesislerin başka alana taşınarak kültür etkinliklerine ayrılmış sınırlı bir yapılaşma önerilmesi, böylelikle park kullanımının çeşitlendirilerek zenginleştirilmesi, kamusal bir sahiplilik ve aidiyet oluşturulması hedeflendi.

Mersin uzun bir kıyı bandına sahip olmasına karşın, bu kıyının süreklilik gösteren düz yapısı ve Akdeniz’e açılan sonsuz ufuk çizgisi diğer kıyı kentlerinin çoğundan, örneğin İstanbul, İzmir ve Antalya gibi kıyının farklı ve alternatif vistalar vererek kentin içine taştığı ortamlardan farklılık gösteriyor. Belki bu nedenle kent ve kentlinin kıyı kullanım yoğunluk ve alışkanlıkları da diğer kıyı kentlerine benzemiyor, benzer bir yoğunluğa ulaşmıyor. Bu saptamanın gerçekliği altında Atatürk Parkı’nda yer alması planlanan Kültür Merkezinin su ile ilişkiyi güçlendirecek, suyu kent kültürünün bir parçası yapacak biçimde ele alınması ve bu anlamda bir yapay gölet oluşturularak yapının bu göletin içinde bir ada olarak düzenlenmesi öngörüldü. Şüphesiz yapının yer aldığı alanın doldurularak elde edilmiş bir alan olması suyun eski kıyı çizgisine taşınması, su ile kentin yeniden yakınlaştırılması kararında etkili oldu. Öte yandan yapılaşmanın kıyı yapılarına kısıtlama getiren yönetmeliğe tabi olması, büyüklük, saçak kotu ve yapılaşma biçimi konusunda bazı belirleyici sınırlar oluşturdu. Ağırlıklı olarak açık alanlar ve onlarla süreklilik içinde kullanılan etkinlik alanlarından oluşan yapılaşma kıyı siluetinde etkili olan monoblok bir kütleden çok açık / kapalı alan dengesi içinde düzenlenmiş kentsel bir doku olarak ele alındı. Yapının üzerinde yer aldığı gölet ve kıyı arasında bırakılan yeşil peysaj hem iklimlendirme ve hem de kentin görünür ve algılanır bir parçası olarak gelişen yoğun kullanımlı ticari limanın görüntüsünü yumuşatacak ve bu görüntüyü yeşil bir doku ardında bırakacak bir eleman olarak düşünüldü.

Mersin Atatürk Parkı Kültür ve Kongre Merkezi temel olarak dört ayrı kamusal işlev barındırıyor. Bunlar: toplantı ve sunuş, sergileme, nikah salonu ve bunlara servis veren yeme içme birimleri. Bu işlevlerin herbirinin bağımsız üniteler olarak yapılaştığı projede bu birimleri birbirine bağlayan ve önlerindeki / aralarındaki açık alanlara taşan metal bir güneşlik örtüsü dil bütünlüğünü sağlayan, açık alanları tanımlayan mimari bir öge olarak kullanılıyor. Yörede hakim olan Akdeniz iklimi bir yandan açık alan kullanımlarının uzun soluklu olmasına olanak tanırken öte yandan güneş ve sıcağa karşı önlem alınmasını gerekli kılıyor. Bu anlamda yapıyı saran su satıhı ve açık alanların üzerini örten yarı geçirgen pergola ve saçaklar doğal bir iklimlendirme olanağı sağlıyor. Bu yapı özelinde açık alanlar da bitmiş bir yapının dış mekanı olmaktan çok kapalı alanlarla birlikte ve süreklilik içinde kullanılan, etkinliklerin taşabildiği mekanlar olarak ele alınıyor. Kapalı alanların dış mekanla buluştuğu cephe yüzeyleri de bu düşünceyi algısal olarak güçlendirmek üzere olabildiğince şeffaf ve geçirgen bırakılıyor. Kompleksin işlevsel niteliklerini de temsil eden dört ayrı kütle dört ayrı mimari biçim sunarak sıralanıyor. Sırasıyla Restaurant, Toplantı Salonları, Nikah Salonu ve Sergi Evi onları üzerinde tutan dikdörtgen ada üzerinde su kanalları ile ayrılıyor. Adanın kara tarafında bu kütlelerin herbirine farklı ulaşım sağlayan köprüler yer alıyor. Benzer biçimde deniz tarafında da iki köprü adayı ana karaya bağlıyor. Ada bir yandan kütleleri ayıracak biçimde bölücü kanallar içerirken öte yandan yapıların işlevlerinin taşabileceği verandalar, sergi alanları ve alternatif etkinlik alanları oluşturacak biçimde farklılaşmalar barındırıyor. Dil sürekliliği ve iklimsel denetim sağlayan üst örtünün yoğunluğu da adanın barındırdığı işlevsel çeşitliliğe göre değişkenlik gösteriyor.

Kent merkezi ile deniz arasında bir geçiş alanı oluşturan bu yapılaşma deniz algısında uzun kesintilere neden olmayacak biçimde parçalı bir dokulaşma öneriyor. Böylelikle yapının yol boyunca yaya ölçeğinde deneyimlenmesi sırasında belli aralarla denize açılan vistalar sunması, farklı perspektif algıları yaratması hedefleniyor. Benzer kaygılarla yapının monokromotik bir dil içinde tümüyle beyaz olarak ele alınması, güneş altında ya da gece aydınlatmasında keskin gölge farklılıkları ile mekansal etkiler yaratılmasına olanak sağlıyor. Yapının tasarımında ölçek önemli bir tasarım girdisi olarak öne çıkıyor. Özellikle toplantı salonu, nikah salonu gibi büyük sayılabilecek programlar alt parçalara bölünerek ve şeffaf yüzeylerle birleştirilerek ele alınıyor. Dikeyde de yapı üst kotlarının altında bir kotta teşkil edilen saçak ve pergolalar bir yandan kütlelerin bağımsız alt parçalar olarak öne çıkmasını getirirken öte yandan özellikle açık alanların insan ölçeği içinde algılanmasını hedefliyor. Yapı malzemelerinde de tasarımın ana düşüncesi ile süreklilik içinde hafiflik, narinlik ve geçirgenlik hislerini öne çıkaracak seçimler tercih edildi. Bu anlamda ağırlıklı olarak çelik bir taşıyıcı sistemin kullanıldığı yapılaşmada büyük ve denetimli cam yüzeyler, alüminyum güneş kırıcılar ve kaplama malzemeleri kullanıldı. Adanın zemini ise denizle ilişkiyi güçlendirecek biçimde bir iskele etkisi yaratmak üzere ahşap olarak seçildi.

Mersin Atatürk Parkı Kültür ve Kongre Merkezi, daha çok prestij yapıları olarak görmeye alıştığımız benzer işlevli yapıların büyük ölçekli anıtsal yapılar olarak ele alındığı geleneksel birikim içinde alternatif bir deneyim sunuyor. Bu deneyim bir yandan yapının ölçeğinin insan ölçeğine yaklaştırılması, iç-dış ilişkilerinde sağlanan geçirgenlik ve alternatif kullanım olanakları ile özgünlük kazanırken öte yandan mimari kütlenin dışavurumcu bir dil kazanmasından çok oluşturulan doku ile kentsel ölçekte bir anlam arayışının sonucu olarak farklılaşıyor. Özel günlerde, tercih edilerek ve planlanarak ulaşılacak bir yapı olmak yerine sokaktan geçerken içine karışılacak bir yapı olması bu kompleksi kent yaşamının bir parçası, kentlinin gündelik kullanım ve yaşam ortamı haline getiriyor. Bir kültür yapısının da öncelikli amacı bu anlamda davetkarlık ve çekicilik barındırması, gündelik yaşamla süreklilik oluşturmak, bütünleşebilmek olmalı.