PARK YAŞAM EVLERİ

Konut // 2007 // Ankara // 8000m²

Konutta Alternatifi Aramak...

Konut mimarlığın gündelik yüzü. Yaşamımızla mimarlığın, mimarlarla "diğerlerinin" buluşma noktası. Hepimizin içindeki mimarı yaşama geçiren, mimarları da ister istemez sıradan kullanıcıya dönüştüren bir alan. Yaşamımızın birçok boyutu konutun çevresinde biçimleniyor, kavramsallaşıyor. Konut sığındığımız, düşlerimizi, hüzünlerimizi paylaştığımız, anılarımızı biriktirdiğimiz mekân. Güvencemiz, kendimize çektiğimiz sınır, bıraktığımız iz, temsiliyet biçimimiz. Mimarlığın olduğu kadar gündelik yaşamın da sorunu, mimarların olduğu kadar sahiplerinin de gurur kaynağı.

Öte yandan sayısal ve fiziksel olarak kentin baskın yüzünü oluşturan konut, mimarlık tartışmalarında yeterince öne çıkmayan, mimarların da öncelikli temsiliyet alanını oluşturmayan bir yapı türü. Özellikle Türkiye gibi şehirleşme sürecini hızla tamamlamak zorunda olan bir ülkede konut niteliksel özelliklerinden çok niceliksel özellikleri ile öne çıkan, mimari özelliklerinden çok konumu, büyüklüğü, pazar değeri ile değer bulan bir yatırım ve kullanım nesnesi. Bir yandan geleneksel planlama anlayışımız öte yandan konuta yönelik kültürel kabuller Türkiye’de kendine özgü bir konut tipolojisinin oluşmasını ve yaygın olarak tekrar edilmesini getiriyor. Apartman ve toplu konut blokları, oluşabilecek alternatif yaşam biçimlerinden çok üretim ve tüketim kolaylıklarını esas alarak meşruiyet kazanıyor. Bu tekrar eden doku sadece konut planlarına ve kullanımına yönelik kısıtlar getirmekle kalmıyor, kentsel ölçekte oluşan çevrenin, dış mekânların ve konut aracılığı ile oluşan kimliğin de sıradanlaşması ile sonuçlanıyor.

Bu nedenle özellikle Türkiye ortamında konut mimarisinin araştırmaya dayalı olarak gelişmesi, sürekli tartışılması ve alternatif oluşturan örneklerin yayın aracılığı ile belgelenmesi özel bir önem taşıyor. Burada sunulan dört konut projesi de kendi bağlamsal verileri içinde alternatif tipolojilerin oluşturulmasına yönelik araştırma ve denemeleri temsil ediyorlar. Gerek çevrede gelişen dokuya oluşturdukları alternatif biçimlenmeleri, gerekse plan ölçeğinde sundukları çeşitlenmelerle geleneksel tasarım süreçlerinin zorlandığı bu örnekler birer mimari iddia olmaktan çok alternatifin araştırıldığı bir tasarım ortamı olarak algılanmalıdır.

Park Yaşam: Az Çoktur

Park Yaşam Konutları Ankara’nın Yaşamkent bölgesinde, birbirine paralel iki çizgisel blok ve onları birbirine bağlayan / ayıran bir ortak dolaşım bloğundan oluşuyor. Bir anlamda dış mekânın yapının içine taşındığı bu kurgu arada yer alan dolaşım hacimlerinin şeffaflaşması ile ön ve arka bahçeler arasında bir süreklilik hissi yaratıyor. Her bir blok iki uçta kullanım tercihine göre üç yada dört odalı olabilen iki daire ile onların arasında yer alan iki katlı konutlardan oluşuyor. Ortak bir dolaşım alanının altı daire tarafından paylaşılıyor olması benzer arsa büyüklüklerindeki ve yoğunluktaki örneklerden farklı olarak tüm imar haklarının tek bir blokta toplanabilmesini böylelikle göreceli olarak daha büyük ve tasarlanmış dış mekanlar oluşturulabilmesini getiriyor. Bahçe ve çatı katlarında dış mekânla ilişkili plan tiplerinin denendiği bu projede bloklar birbirlerine köprüler ile bağlanarak ara mekandaki şeffaflık hissi arttırılmaya, ön ve arka bahçeler arasında bir süreklilik oluşturulmaya çalışılıyor. Giderek renk kullanımı, farklılaşan malzeme birliktelikleri ve yapay süslemelerle kimlik oluşturmaya çalışan konutların ağırlık kazandığı bir ortamda Park Yaşam Konutları yalın ve sadeleştirilmiş ifade biçimi ile farklılık kazanıyor. Tasarım tüm dışa vurumunu yapısal unsurların doğrudan dile dönüştürülmesi ile kısıtlı tutuyor. Bu etki özellikle içinde olunan kentsel bağlam gözetildiğinde özgün bir ayrıcalık olarak öne çıkıyor. Tüm dolaşım alanlarının doğrudan ışık alması ve sadece birer geçiş alanı olmanın ötesinde sosyal bir mekân olarak algılanması projenin bir başka beklentisi. Yapının tümüyle beyaz olarak seçilen rengi kütlesel yapısını ortaya çıkaran bir arka plan oluştururken buna eklenen boşluklar ve şeffaf yüzeyler özellikle ışık ve gölge farklılıklarının doğrudan mimari bir dil olarak işlevselleşmesini getiriyor. Bu yalın dil tutumu yapının tüm mimari elemanlarında, detaylarında ve iç mekân anlayışında da sürdürülüyor.