PLANETARYUM VE BİLİM MÜZESİ

Kültür // 2010 // Gaziantep // 1600m²

Zorunlu Olmayan bir Yapı: Planetaryum

Planetaryum Türkiye ortamı için tanıdık bir sözcük değil. Çoğumuz böyle bir yapı türünün varlığını ve anlamını bilsek bile kentsel yaşamımızla bütünleştirmediğimiz, eğitim ve rekreasyon alanlarımızda yer vermediğimiz bir yapı türü. İlk Planetaryum yapısının yaklaşık 80 yıllık bir tarihi olduğu, Avrupa’da binin üzerinde Planetaryum yapısının kullanıldığı gözetildiğinde Türkiye’nin bu yapı türü ile tanışmamış olması garipsenecek bir durum. Planetaryum özetle, içinde yer alan gelişmiş optik sistemlerle başta gökyüzü hareketleri ve uzay cisimleri olmak üzere çeşitli ortamların simülasyonlarının yapılabileceği bir gösteri ve eğitim ortamı. Genelllikle yarım küre şeklindeki bir yansıtma perdesi üzerinde doğrudan gökyüzünü izlemek ya da çeşitli optik ve dijital gösterimler yapmak mümkün olabiliyor. Planetaryumlar çocukların ve gençlerin hem eğitim hem de eğlencelerine yönelik olarak işlevselleşebildiği gibi gökbilimciler tarafından ya da askeri eğitim amaçlı olarak da kullanılabiliyor. Bu çeşitlilik içinde Planetaryumlar kent yaşamına renk katan, simgesel özellikleri ile de işaret değeri taşıyan yapılar. Şüphesiz kentlerin eğitim ve deney ortamına verdikleri önemi, kent kültürünün araştırmaya, bilime geçirgenliğini de temsil ediyorlar.

Gaziantep’de Türkiye ortamı için de ilk sayılacak bir Planetaryum yapılması gündeme geldiğinde bu yapının Türkiye ortamına yabancı bir tipoloji olmasından yola çıkılarak bazı destekleyici kullanımlarla bütünleştirilmesi düşünüldü. Yapının öncelikli olarak çocuklara ve gençlere hizmet verecek olması göz önüne alınarak bu işlevin bir yandan çocuk kütüphanesi, bilim müzesi gibi işlevlerle, öte yandan da ebeveynlere hizmet verecek yeme içme etkinlikleri ile bütünleştirilmesi öngörüldü. Tasarımı C. Abdi Güzer tarafından gerçekleştirilen bu projede YPU gurubu ile birlikte çalışıldı, projelerin uygulama projeleri ve 3d sunumları YPU bünyesinde gerçekleştirildi. Gaziantep’de çeperde yer alan doğal bir park alanı ile ağırlıklı olarak konut kullanımlarının yer aldığı bir kentsel doku arasında yer alan bu yapıda da öncelikli olarak işlevi vurgulamak amacıyla ana Planetaryum salonunun dışa yansıtılması tercih edildi. Yapının temel işlevi olan gökyüzü simülasyonunu oluşturabilmesi için sahip olması gereken yarım yada tam küresel biçimli salon tasarımın neredeyse bir önkoşulu, ancak bu durum gösteri salonunun, içinde yer alacağı yapıya farklı bir şekilde eklemlenmesi için bir kısıt değil. Bu anlamda küresel bir kütle olarak tasarlanan ana salon üçgen kesitli şeffaf bir hacimin ön yüzeyini oluşturan eğimli bir cam düzlemin içine yerleştirildi. Zemin kotundan başlayarak arkaya doğru yükselen bu cam prizma yapının içindeki diğer işlevleri ve gözlem solununun fuayesini içine alan diğer işlevleri içinde barındıran ana mekanı oluşturdu.

Yapının giriş katı danışma, bekleme ve hediyelik eşya satışına, bu kotun altında kalan bodrum kat ise bilim müzesine ayrıldı. Müze mekanı galeri boşlukları ile zemin kata açılarak gelen ziyaretçileri davet edecek biçimde kendini sunmakta. Benzer biçimde üçgen kesitli cam hacmin içinde yer alan ve giderek geri çekilen katlar arasında da dikey bir süreklilik ilişkisi var. Böylelikle bir yandan yapının içindeki işlevlerin bir bütün olarak algılanması ve birbirlerini desteklemeleri sağlanırken öte yandan da yapının kimliğini tanımlayan ana gösteri salonunun yapıya takılma biçimi objeleşerek sergileniyor. Salonun küresel ve masif kütlesi, üzerine takıldığı şeffaf satıhla tezat teşkil edecek biçimde ve adeta havada asılı etkisi yaratarak yapıya eklemleniyor. Bu kütlesel ilişkinin dışardan algısı da yapının işlevine yönelik sembolik çağrışımlar barındırıyor. Benzer biçimde gece aydınlatması altında yapıda yer alan bu kütlesel tezatın daha da belirgin biçimde açığa çıkacağı düşünülüyor. Yapının ana yolun uzağında kalan ve bu nedenle arka olarak nitelenebilecek cephesi ise yalın ve masif bir duvar olarak ele alınmış durumda. Bu duvar bir yandan cam prizmanın ve içindeki katların temel taşıyıcısı olarak işlev kazanırken öte yandan servis merdiveni ve ıslak hacimler gibi servis birimlerinin gizlenmesine destek oluyor. Yapının önünde yer alan havuz, satıhları dışa yansıtılan temel geometrik biçimlerin kütle etkilerinin su yansıması yoluyla arttırılmasını sağlıyor. Benzer biçimde su üzerinde yer alan ada dış mekana taşan bir rekreasyon alanı oluşturarak yapının davetkarlığını, parkla bütünleşme olanaklarını arttırıyor.

Önemli bir teknolojik donanım ve altyapı gerektiren Planetaryum’un tasarımı aşamasında Almanya’da Planetaryum üreticisi olan bir firma ile ortak çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar salonun kesit özelliklerini, yapının kullanım biçimini yönlendirecek bir birikim ve katkı sağladı. Ancak bu yurtdışı deneyiminin en önemli öğretilerinden biri hemen bütün yapılarda olduğu gibi Planetaryum yapılarında da “işletme” biçiminin yapının yaşamasına yönelik olarak temel belirleyici olduğu idi. Bizim gözlediğimiz yurtdışı örneklerin çoğunda Planetaryum işletmecileri bir müze ya da gösteri yapısından farklı olarak çocuk dostu kentsel bir yapı işlettiklerinin bilincinde olarak davranıyor, çocukları yapıya, yapının içindeki kültür ve eğitim ortamına çekmek icin alternatif etkinlikler düzenliyorlar. Şüphesiz bu tür “zorunluluk olmayan” yapılara kent kültürü içinde talep oluşturulması da çok önemli. Bu anlamda Gaziantep kentinin yapıya çok yönlü olarak sahip çıkacağını umuyoruz.